“Önce ekmekler bozuldu” demiş Oktay Akbal. Ben çetele tutmadım önce bozulan ne diye. Sadece her gün bir şeyin bozulduğuna tanıklık ediyorum. Demokratik şeftaliler, artık kabuklu yemiş sınıfına dahil edilmesi gereken domates, düşük bel pantolondan sonra bozulmuş kadın estetiği ve son olarak sıra dilimize geldi.
İnternette aynı anda beş kişiye “bir tanem” yazan bir nesile nasıl anlatılır bilmiyorum ama benim bildiğim aşk çok özel bir şey. İnsan ömründe belki bir kere bilemedin iki kere başına gelen bir şey. İki milyar karşı cinse mensup insan arasından sadece birine duyulan, akıl ve mantıkla asla bağdaşlaştırılamayacak çok güçlü bir duygu.
Dolayısıyla bu kadar özel duygunun hissedildiği kişiye de “sevgilim” kelimesi hafif kalacağından “aşkım” denilmeye başladı. Fakat daha sonraları bozulan diğer şeylerin etkisi mi bilinmez bu kelime herkese, her yerde ve her zaman söylenir oldu.
Önce ömürde bir-iki defa hissedilecek duygu neredeyse günde üç kişiye hissedilir ya da öyle söylenir oldu. Sonra da eşe, dosta, komşuya, arkadaşa, çocuğa, anaya, babaya vs. herkese söylenir oldu “aşkım” kelimesi. En son pala bıyıklı, göbekli banka müdürü arkadaşım da bana söyleyince artık “aşkım” kelimesinin cenazesinin kaldırılması zorunlu hale geldi.
Bir de, bana göre kişi özel, ona duyulan hisler özel, o zaman ona söylenecek sözler de özel olmalı. Özel ortamlarda özel bir ses tonuyla, belki de bakış ve mimikler eşliğinde söylenmeli. Öyle herkesin herkese söylediği kelimelerle herkesin içinde bağıra bağıra söylenen kelimenin ne anlamı ne özelliği olabilir ki?Sadece başkalarına “benim de var” demekten başka.
O nedenle sevgililer gününden nefret ederim. Üçyüzaltmışdört gün eşine sevgilisine olmadık eziyette bulunan, olmadık kabalıkta bulunanlar o gün romantik kesilirler. Artık, evlenme yıl dönümü, sevgililer günü, tanışma günü, anneler günü vs. gibi özel günler, başkalarınca belirlenmiş ve herkesin göreceği-duyacağı şekilde kutlanır oldu.
Benim gibi eski romantikler için sadece iki kişi arasında, iki kişinin duyacağı ve iki kişilik kutlamalar kamusal hale gelmiş durumda. O nedenle “aşkım” da herkesin duyacağı ve herkese söylenecek bir kelime haline geldi. Ne yapalım elimizden bir şey gelmedi. İyi kelimeydi rahmetli.
Dün akşam ise vakit geceye dönmekte iken duydum diğer kelimeyi:
-Bebeğim!
Devamında da uzun ve maksatlı cümleler. Esasen sadece annenin ağzına yakışan ve devamında ancak “..yemiyorsun, acıktın mı..” gibi kelimeler gelmesi gereken bebeğim lafını “bebeğim, nereye gidiyor bu ilişki böyle” şeklinde duyunca irkildim.
Lafı söyleyen ergenlikten yeni çıkmış, dolayısıyla anneliğe şimdilik uzak bir kızdı. Sesinde ise şefkatten çok şehvet vardı denilebilir. Söylediği kişi ise bebek kelimesinin mucidinin kemiklerini sızlatacak cinsten biriydi. Saç-sakal birbirine karışmış, bir bebekte görmeye alışmadığımız adaleli bir genç adamdı.
Anladım ki “Aşkım” kelimesinden sonra “bebeğim” kelimesi de büyük risk altında. Eğer tepki göstermez, zamanında tedbir almazsak bir kelimemizin daha içi boşalacak, anlamını yitirecek ve kelime mezarlığında yerini alacak bu gidişle. O nedenle diyorum ki; “Aşkım” öldü bari “bebeğim”i kurtaralım!
Not: Yazıyı : http://www.erkansezgin.com/ sitesinden aldım.










0 yorum:
Yorum Gönder