Açılım’mı? Yoksa ‘’taka tukamı?’’
Sevgili okuyucular,
Türkiye Cumhuriyeti ve AKP hükümeti, son günlerde komu oyunda çok sıkça tartışılan, ‘’Kürt açılımı’’ ‘’demokratik açılım’’ ‘’milli birlik’’ açılımı tekerlemelerinin etrafında, ne yaptıkları, kendinden ‘’meçhul’’ süreci devam ettirmektedir.
AKP hükümetinin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleneksel politikasından kopmasını beklemek, gerçekten saflık olurdu. AKP kurmaylarının Kürt sorununu ‘’çözeriz’’ türden ürkek ve korkakça açıklamaları, Türkiye Cumhuriyetinin geleneksel politikasından kopmayacaklarının bir kanıtıdır. Türkiye Cumhuriyetinin geleneksel politikası, farklı kimlikleri, farklı inançları, kısacası zenginliğimiz olan farklılıkları inkâr politikasıdır.
Kürtlerin varlığını, ‘’gard-gurk’’ ayak sesleriyle açıklamaya ‘çalışan’ bir zihniyetten ne beklersiniz. Bu ülkede 20 milyonu aşkın alevi inancında olanlar için, ‘’sapkın’’, Alevilerin ibadet haneleri Cem evlerine, ‘’cümbüş evi’’ diyen zihniyetten ne beklersiniz. Türkiye’de yaşayan herksin ‘’Türk ve Müslüman’’ oldukları dayatmasında bulunan, aksini savunan herkesin, ‘’vatan haini’’ olduğu safsatasını ileri süren, ‘’Turancı’’ zihniyetten ne beklenir. Bu ve buna benzer birçok tekerlemeleri anlatmak mümkündür. Bu devlet, genel olarak inkâr politikası üzerine kurulmuştur. İnkârcılık konjuktürel olarak kesintiye uğrasa da, aslında inkârcılık genel politik eğilim halindedir.
Bütün bunlarla birlikte, 1961 anayasası ile kazanılan birçok kısmi demokratik hakkın topluma sunulduğunda bir gerçektir. Tabi ki demokratik kazanımları, elimizden geldiği kadar genişletmesini sağlanmalı ve korunmalıdır. Bu nedenle içinden geçtiğimiz süreçte, konjuktürel nedenlerle bir takım ‘demokratik’ hakların verilmesi, demokrasi güçlerini aldatmamalıdır. Demokrasi güçleri, kısmi demokratik haklar yerine, demokratik bir anayasa ve gerçekten demokratik bir Türkiye talebi gündemde tutulmalı ve mücadele biçimleri bu hedeflere yönelik olarak organize edilmelidir.
Acılım, neden ‘taka-tuka’ edilmek istenmektedir. Türkiye’ de adı konmamış ama Kürtlerle, Türk devleti arasında bir savaş mevcuttur. Bu savaş aslında kirli bir savaştır. Bu savaş, normal koşullarda uluslararası savaş kurallarının, hukukunun hiçbir şekilde uygulanmadığı bir savaştır. Bu savaşta bütün kirli ilişkilere mümkün olduğunca başvurulmuştur. Bu savaşta Türk egemen güçleri, her türlü barbarlığı denemişlerdir. Türk egemen güçlerinin bir kes mi bu savaştan ‘ganimet’ elde etmek için, her türlü kirli ilişkilere başvurmaktan geri kalmamışlardır. Bizzat Türk egemen güçlerinin, resmi açıklamalarına bakıldığında, ‘’400 milyar dolar’ın’’ üzerinde savaş giderinin olduğu bilinmektedir. Bu kirli savaşın yürütülebilmesi için, orta doğudan, Avrupa’ya yönelik, uyuşturucu ticaretinde, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı, alenen bilinmektedir.
Bu kirli ilişkilerice, askeri bürokratlar, sivil bürokratlar, ülkede önde gelen sermaye sahipleri ve politikacıların yer aldığı kamuoyunca bilinmektedir. Bir dönemim, başbakanı Tansu Çiller’in Almanya’nın Frankfurt şehri yakınlarında bir kasaba mahkemesinin kararlarında, Dönemin Türkiye Cumhuriyeti başbakanı, Tansu Çiller ve Çiller ailesi hakkında uyuşturucu ticaretine ‘’iştirak ettikleri’’ gerekçesiyle, gıyabi ‘’tutuklama’’ kararı olduğu kamuoyunca bilinmektedir. Yine dönemin, içişleri, adalet bakanı ve emniyet genel müdürlüğü görevlerinde bulunmuş, Mehmet Ağar hakkında susurlukla birlikte ortaya çıkan kirli ilişkiler kamuoyunca bilinmektedir. Yine dönemin, Urfa milletvekili Sedat Bucak, emniyet müdürü Hüseyin Kocadağ ve susurluktaki kirli ilişkilere ait dosyalar, mahkemelerin raflarında tozlanmaya bırakılmıştır.
Peki, bütün bu ilişkiler ağından nemalanan akbabalar, leş kargaları bu savaşın bitmesini tabiî ki kabullenmeyeceklerdir.
Kürt sorunu belli oranda çözüme ulaştığında, savaş hali sona erecektir. Ülkede nisbide olsa demokratik bir ortam oluşacaktır.
Demokrasi güçleri, ülkede sürekli olarak ivme kazanan, demokrasi taleplerini dikkatle takip etmelidirler. Bu sürecin hızlanması için gerekli hassasiyeti gösterip, demokrasi mücadelesinde, kitlelere öncülük yapmada omuzlarına düşen görevi, yerine getirmelidirler. ‘Demokratik açılımda’ ana temanın, Kürt sorununun çözümüne yönelik olduğu, realitedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, mevcut yöneticiler, Kürt sorunundaki çözümü, ‘’Kürt açılımı’’ ‘’demokratik açılım’’ ‘’milli birlik’’ gibi tekerlemelerle, süreci yeniden ‘’taka-tuka’’ etmeye çalışmaktadırlar.
Ama ‘’cin şişe’den çıktı’’ cin’i tekrar şişeye sokmak artık mümkün değil. Kürt sorunu belli oranda çözüm sürecine girmiştir. Kısacası, film’i tekrar geriye sarmak mümkün olmayacaktır.
Bu süreçte önemli bir ayrıntıda, Türk egemen güçlerinin, kendi aralarındaki çatışmaları, ‘’açılım’’ süreciyle harmanlamaya çalışmalarıdır. MHP ve lideri Bahçeli, ‘’açılım’’ sürecinde öne çıkarak, Kürt’leri ve öncülerini, ‘’terörist’’ olarak nitelemesidir. Eğer Türkiye halkı belleğini yitirmediyse, sormazlardı? Maraş, Malatya, Çorum, Sivas’ta katliama katılanlar kimlerdir? Ülkenin birçok kasaba ve semtlerinde, Türkiye’nin, güzide gençlerinin, kanları kanlarını akıtan kimlerdir. Henüz bu gençlerin kanları kurumamıştır. Demezlerdi, TBBM’ DE bulunan MHP’li milletvekillerinin birçoğunun ellerindeki kanın izleri hala durmaktadır. MHP ve Bahçeli’nin, başkalarına söz söylemeden önce, ayna’ya iyice ve dikkatlice bakması gerekir. TBMM’ yi, yıllardır katiller sürüsü işgal ediyorsa, bunun sorumlusu MHP ve Bahçelidir.
Gelelim, aslan ‘’sosyal demokratlara’’ onlarda, MHP’nin söylemleriyle birçok noktada buluşuyorlar. Sanki bu ülkede, Kürt sorunu yokmuş, alevi sorunu yokmuş gibi ‘davranmak,’ aslan ‘’sosyal demokratlar’’ için, CHP için asli görev haline gelmiş. Deniz Baykal, her söyleminde, ‘’bu ülkede, Kürt sorunu yok, alevi sorunu yok’’ peki ne var? ‘’Ekonomik sorun, terör sorunu var.’’ Deniz Baykal’ın genel olarak söylemlerinin ana temasını oluşturmaktadır. Peki, çözüm ne? Deniz Baykal, bu konu dada çözüm olarak ileri sürdüğü argümanlar, daha’da ilginçleştiriyor. ‘’Terör sorununu etraf etmek için, gerekirse para’da harcarız, şehit’te veririz’’ basına böyle yansıdı, yani savaşa, kirli savaşa devam. Deniz Baykal’ın çözüm önerisi gerçekten ilginç, Deniz Baykal, daha öncede, ülkede cunta girişiminde bulunanların yargılanmasına ilişkinde, ilginç önerilerde bulunmuştu. Deniz Baykal, ‘’Ergenekoncuların avukatlığını yapacaklarını’’ ilan etmekteydi. Bu anlayışları, sosyal demokrat bir anlayışla bağdaştırmak için, aklımızı yeniden yoklamak gerekmektedir.
Ama Deniz Baykal’a, söyleyecek bir tek sözümüz var. Savaş kışkırtıcılığı yapmak, savaştan medet ummak sadece savaştan nemalananlara yakışmaktadır. Türkiye halkını savaş naralarıyla, ‘’vatan, millet, Sakarya’’ söylemleriyle bugüne kadar yeterince uyuttunuz. Türkiye’nin gerçek sahipleri, aleviler, Kürtler, emekçiler ve mozaik toplumsal bileşenleri oluşturanların, bu tür naralara karınları toktur.
Ne AKP, ne CHP, ne MHP ve hiçbir egemen güç temsilcisi örgütlenmeler, ülkemizin geleceğini, demokratik ve özgür bir dünyanın parçası olmasını engelleyemeyecektir.
Türk egemen güçleri, Kürt sorununun çözümünde, ne kadar ayak diretseler de, artık, ‘’cin şişeden çıkmıştır.’’ Çözüm egemen güçlere rağmen gerçekleşecektir.
Bizim arzumuz, ne ‘’olursa olsun’’ anlamında bir çözüm değildir. Arzumuz, gerçek demokratik bir çözümdür. 12 Eylül döneminde yürüdüğe girmiş, anayasanın yerine, demokratik bir anayasanın hazırlanmasıdır. Ülkede yaşayan, tüm ulusların, azınlıkların, farklı inançların kendilerini özgürce ifade ettikleri ve yaşamlarını ikame ettikleri bir ülkedir.
Yeni bir yazıda buluşmak dileğiyle.
aliekber.pektas@yoltv.eu










0 yorum:
Yorum Gönder