9 Haziran 2010 Çarşamba

Ateşte “nara durmak” ve “çeliğe su vermek” / Ali Ekber Pektaş

Ateşte “nara durmak” ve “çeliğe su vermek”

Sevgili okuyucular,

Yıl 1993, aylardan Temmuz, günlerden Cuma, Sivas şehir merkezi, Madımak Otel’i

yangın yeridir. 35 aydın, sanatçı, güzel insan, can, yangında çıkan karabulutların

arasında, yerküreyi aydınlatmak için atmosferin derinliklerinde evren’e

yayılıyorlar. Yangının zalimliğine karşı atmosfer isyan ediyor. Yerkürede,

canlılar isyan ediyor. Kuşlar, çiçekler, börtü böcek isyan ediyor. Doğa isyan

ediyor. Yerkürenin düşünen, algılayan, algıladığını doğanın güzellikleriyle

buluşturan insanlar isyan ediyor. Yüreğinde aşk’ı, sevgiyi ve güzellikleri

harmanlayan her canlı isyan ediyor. Olamaz böyle vahşet. Olamaz böyle zulüm.

Nasıl olurda, “insanlık” bu vahşetin, bu zulmün bir parçası haline

getirilebilir. 8 saat’i aşkın bir süre Madımak Otel’i ve içinde 35 can, güzel

insan, cayır-cayır yakılacak, bu yangına “seyirci” kalacaksın. Ne adına

“seyirci” kalacaksın? “Din” adına, “Allah” adına, “cennete gitme” adına, “İslam”

adına, “şeriat” adına ve………….!

Peki, kimler bunlar? Gözlerindeki kinle, yüzlerindeki çember sakalla,

başlarındaki takke ve kara çarşafla, yüreğindeki insanlık duygusundan yoksun,

“şeriat” çığlıkları atan bir avuç yobaz. Kim bunlar? Geçmiş tarihlerinde kanla beslenen, Alevilere karşı her türlü kirli “ilişkilerden” kaçınmayan yarattıklar.

Aydınlanmaya düşman, karanlıklardan beslenen, tıpkı yarasalar gibi davranan, kanla beslenen bir avuç zavallıdırlar.

Bu karanlık ilişkilerin sahipleri, son günlerde kendilerini, “mazlumdan yana” “insani” yardım kuruluşu gibi kurumlarda yuvalanarak karanlık ilişkilerini gizlemeye çalışmaktadırlar. Toplumsal dinamikler bu karanlık ilişkilerden beslenen “yarattıkların” çehresini tanımalıdırlar.

Ateşte “nara durdular”!

Ateşte “nara” duranlar kimlerdi? Hasret’ten, Serpil’e, Nesimi’den, Akarsu’ya,

can’dı, canan’dı, yürekli insanlardı. Aşk ile anıyoruz bu güzel insanları, aşk olsun size güneşin

çocukları!

Sizler ki, ateşte “nara” durdunuz. Yangının alevleri arasında, atmosferin

katılığını yararak, gök kubbede parlayan yıldızlarla buluştunuz. Henüz keşif

edil ip’te, ismi konmayan yıldızlara isminizi verdiniz. Artık yüreğinde sevgi

yeşerten, aşk’ı filizlendiren insanlar, Aleviler, evren’de parlayan yıldızlara

baktıklarında, bu, Serkan, bu, Carina, bu, Asım Bezirci, Belkıs, Sehergül, Muammer

diyerek mırıldanırlar. Yeni doğan çocuklarına, ateşte “nara” duranların

isimlerini koyarlar.

Bir tarafta, yüreğinde aşk’ı, sevgiyi büyütenler. Bir tarafta, aşk’ı, sevgiyi

yüreğinde büyütenleri, ateşte yakanlar. Katledenler. Peki, insanları yakan,

katliamcıların yüreğinde, “tanrı” sevgisi olabilir mi?

Yeri gelmişken, konuyla örtüşen bir fıkra anlatmak isterim. “Papaz’ın biri,

bir kasaba’ya atanır. Kısa bir yolculuktan sonra, kasaba’ya varır. İstasyonda

indiğinde, etrafına bakınır kendisine yardımcı olacak birini arar. Gözlerini

etrafında gezdirdikten sonra, sadece 10 yaşlarında bir erkek çocuk görür. Papaz

efendi, çocuğu yanına çağırarak kendisine yardım etmesini ister. Çocuk papaz’a

yol göstererek kiliseye doğru ilerlerler. Kiliseye vardıklarında, papaz düşünür

ve karar verir. Kocaman kasaba’da kendisine sadece 10 yaşlarında bir çocuğun

yardım ettiğini kabul eder. Kendisinin de, çocuğa yardımının dokunmasını ister.

Papaz, çocuğa dönerek, oğlum sen bana yardımda bulundun, yanıma gel de, sana, senin için Tanrıya dua edeyim de, tanrının yolunu göstereyim. Çocuk ani bir çıkışla, papaz efendiye

cevap verir. Hadi be papaz efendi, sen daha kilisenin yolunu bilmiyorsun,

Tanrı’nın yolunu nerden bileceksin, der.”

Bu, “şeriat”çı, yüreği insan sevgisinden yoksun yobazlara söyleyeceğimiz birçok

şey var. Ama papaz’a “cevap veren” çocuğun saflığıyla, hadi be yobazlar, siz

insanlıktan nasibini almamışlar. “tanrıdan” ve “cennetten” ne anlarsınız?

“Ve çeliğe su verdiler”

Ateşte “nara duranlar. “Ve çeliğe su verdiler” 1993 yılındaki 2 Temmuz

katliamıyla birlikte, Alevi hareketi, önemli sıçrama yaratarak ivme kazanmıştır.

Binlerce yıllık geleneksel örgütlülüğünü, günümüzün modern örgütlülüğüyle

harmanlayarak Avrupa ve dünyanın birçok ülkesinde örgütlenmesini önemli bir

aşamaya getirmiştir. Türkiye’de ise örgütsel çıtayı yükseltmiş ve artık toplumsal

dinamizmin motor gücü halini almıştır. Ülkede alevi hareketi demokrasi

mücadelesinin vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Demokrasi mücadelesinin sac

ayaklarından bir tanesi olarak, toplumsal mücadelenin bir parçasıdır.

Bu süreçte, Avrupa Alevi hareketi, AABK’nın önemi iyi gözlemlenmelidir. AABK bu

süreçte kurumsal örgütlenmesini giderek tamamlamış ve ülkedeki Alevi hareketi

ile bütünleşmeyi başarabilmiştir.

Bu nedenle diyorum ki, ateşte “nara” duranlar “ve çeliğe su verdiler”. Çelik

giderek daha çok güçlendi. Aleviler kendi birlikteliklerini, çelikten birliğe

dönüştürdüler. Demokrasi mücadelesi ve demokrasi güçleri, Sivas’ta “yanan”

ateşin, aydınlanmanın bir yolu olduğunu kavradılar.

1993 2 Temmuz’da Sivas’ta yakılanlar, davamızı ve onurumuzu yıldızlara

taşıyanlardır!

Bizler yıldızlara baktıkça, parıltısıyla gök kubbeyi aydınlatanlara, Sivas’ta, ateşte “nara duran” ve “çeliğe su verenlerin” isimlerini verdik.

Bir daha yanmamak için, yakılmamak için, ateşte “nara duran“ ve “çeliğe su verenlerin” anısı önünde

saygıyla eğiliyorum!

Tarih “tekerür”mü ediyor?

Sevgili okuyucular,

Tarih yeniden “tekerür”mü ediyor? Sorusu aleviler ve demokrasi güçleri

tarafından sesli bir şekilde sorulmaya başlandı. Geçtiğimiz günlerde, haziran

ayının başlarında, alevi kanaat önderlerinden ve alevi dedesi eski adalet bakanı

Seyfi Oktay, Ergenekon “dalgası” tutuklamaları bağlamında gözaltına alındı.

Gözaltına alma gerekçeleri artık kamuoyunu tatmin etmekten çok uzaktır. Buna

mukabil, AKP hükümetinin “intikam” alma ve geçmişin “hesabını” sorma

duygularının giderek yoğunluk kazandığı bir vaka halini almıştır.

Yazının başlığından da görüleceği gibi, tarih “tekerür”mü ediyor? Bundan 17 yıl

önce, Sivas Madımak otel’inde 35 alevi aydını yakılarak katledilmişlerdir.

Katliam yaşandığında, Seyfi Oktay Adalet bakanıydı. Adalet bakanı olmasına

rağmen, hükümetin asayişten sorumlu bakan’ı ve yetkili kişiler tarafından yanlış

bilgi verilmiştir. Seyfi Oktay’ın elini, kolunu “bağlayarak” Sivas’ta alevi

katliamının gerçekleşmesine “seyirci” kalmasını sağlamışlardır. Çünkü dönemin

zihniyetine göre, Alevi’lerin katliamı ve katliama paralel olarak asimilasyonu

devletin asli “görevleri” arasındaydı. Ancak, Alevileri “katlederek” asimile “edeceklerini” içselleştirmişlerdi.

Egemen güçler ve AKP, Seyfi Oktay’a karşı yürüttükleri, çirkin kampanya ile Alevilerin ve Alevi hareketinin ivme kazanmasının önüne geçmek istiyorlar. Malatya’da, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta ve Gazi Mahallesi katliamlarıyla, Alevileri asimile edemeyenler. Alevileri, “kaleyi içten fetih ederek” asimile etme yollarını da, “deneme”de, başarısız kalmıştır. Alevilere yönelik “çalış tay” vb. kampanyalardan sonuç alamayan AKP hükümeti, başka yolları denemeye koyuldular.

Bugün Seyfi Oktay’a karşı yöneltilen bu “suçlamalar” Alevi’lere karşı

düzenlenen katliamlardan sonuç alamayan egemen güçlerin ve AKP’nin yeni taktikleridir. “Çamur at izi kalsın” kampanyasının bir parçasıdır.

Seyfi Oktay kimdir? Seyfi Oktay, bir alevi dedesidir. 12 Eylül döneminden kalma

yasalarla mücadelenin onurlu isimlerinden biridir. Eskişehir “tabutluğunu”

müzeye dönüştüren Adalet bakanıdır. CMUK ceza muhakemesi kanunu yasalaştıran ve

uygulamaya koyanlardandır.

Seyfi Oktay dönemim alevi kanaat önderi ve dede’lerindendir. Seyfi Oktay’ın

kişiliği ve şaibelerden uzak durmanın ismidir. Dönemim Ergenekoncularıyla çatışması ve

onlara karşı onurlu duruşu, Alevi’ler ve demokrasi güçleri tarafından yeterince

algılanabilmektedir.

Kampanyanın şimdiki “aşaması” ise Alevi kanaat önderlerini ve dedelerini, “saf dışı” ederek başarı sağlayacaklarını zannetmektedirler.

Ama bütün bu “çabalar” beyhudedir. Aleviler, demokrasi güçleri, bu tür demokrasi karşıtı “kampanyalara” pabuç bırakmayacaktır.

AKP hükümeti ve egemen güçler, beyhude “çabalarından” vazgeçmelidirler.

Seyfi Oktay Derhal serbest bırakılmalıdır!

Alevileri asimile “etmekten” vazgeçilmelidir!

“İnsani” yardım gemisi ve İsrail’in saldırısı!

Sevgili okuyucular,

31 Mayıs gecesi Akdeniz kara sularında, Gazze’ye “insani” yardım götürmek üzere

yola çıkan, Mavi Marmara gemisine İsrail ordusu ve güvenlik kuvvetleri

tarafından bir saldırı, “operasyon” düzenlendi. Bu saldırıda 9 kişi yaşamını

kaybetti ve onlarcası yaralandı. Yaşamını kaybedenler, Türkiye Cumhuriyeti

vatandaşı kimliğini taşımaktaydılar.



İsrail’in bu saldırısı tabi ki, Siyonizm’in artık hiçbir şey’e tahammülünün

olmadığının, iktidarda bulunan ırkçı faşist ve militarist hükümet için, insan

hakları, hümanizmanın hiçbir öneminin olmadığının bir kanıtı olarak önümüzde

durmaktadır. Her hangi sebeple olursa olsun savunmasız insanlara karşı yapılan

bu saldırı ve katliamı şiddetle kınamalıyız. Bu saldırı ile anlaşılmaktadır ki,

İsrailli Siyonist yöneticiler, Filistinlere yaşam hakkı tanımak taraftarı

değillerdir. Filistinlilerin yaşamlarının önemi ve ehemmiyeti, Siyonistler

tarafından hiçe sayılmaktadır. Siyonistlerin bu anlayışlarını soyut bir

şekilde İsrail’deki bir avuç ırkçı ve faşist yöneticinin uygulaması olarak

anlamamalıyız. Mevcut Siyonist, ırkçı faşist uygulamaların Emperyalist güçlere

desteklenip kollandığını iyi algılamalıyız. Ana kaynağını Emperyalist

sermayenin, kendini kartopu gibi yuvarlanarak büyümesinden alan, yerküredeki tüm

faşist ve ırkçı uygulamaların arkasında Emperyalist sermayenin fütursuzca kär

etme dürtüsü bulunmaktadır. İsrail’e karşı tavır alır gözükerek ve Filistin

halkının yanında gözükmelerinin bir anlamı yoktur. Ayrıca, gemide katledilen ve

yaralanan insanlar için dökülen gözyaşları ise, timsah gözyaşlarından ibarettir.

Timsah gözyaşı dökenlerin, her gün onlarca kişinin katledildiği Irak’taki,

katliamları görmeleri için gözlerindeki at gözlüğünü, “çıkarmaları”

gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti ve mevcut yöneticilerinin, AKP hükümetinin, Filistin

halkından “yanaymış” görüntüsü vermesi aldatmacadan ibarettir. İsrail devleti

ile her türlü anlaşmaları “imzalayacaksın” ve askeri tatbikatlar, “organize”

edeceksin, Filistin halkından taraf “olacaksın” yemezler.

İsrail’in silah sattığı en büyük ülke olacaksın, arkasından İsrail karşıtlığından “dem” vuracaksın, yemezler.

Kendi ülkende, Kürt’lere karşı savaş, “naraları” atacaksın, barış yanlısı

gözükeceksin, yemezler.



İsraillilerin, “insanin” yardım taşıyan, gemideki insanlara karşı düzenlediği

vahşice katliamı dahi, iç politika, “malzemesi” olarak “kullanacaksın” ama

“hümanist” geçileceksin, yemezler.



Ayrıca, “insani” yardım kuruluşunun başında ve gemide “görevli olduğunu” her

fırsatta beyan eden, Bülent Yıldırım’ın samimiyeti sorgulanmalıdır. Gemide

vahşice katledilen beklide, “günahsız” insanlar için, timsah gözyaşları

dökmektedir. Onların ölümlerini nasıl “şehit” olduklarını, “ballandırarak”

anlatıp, politik malzeme, “yaparak” niyetini açığa vurmaktadır.



Gerek Filistin halkının, gerekse Filistin halkına yardım etmek isteyen “insani”

yardım kuruluşunun ve demokrasi güçlerinin bir tek ortak düşmanı vardır. Bu ise

mevcut katliamların, savaşların “operasyon” adı altında düzenlenen cinayetlerin

sorumlusu, Emperyalist sermaye çevreleri ve onlarla iş birliği için de olan

yerli sermaye çevreleridir. Savaşların, katliamların, cinayetlerin son

bulmasının bir tek yolu vardır. Ortak düşmanlara karşı güçleri birleştirerek

hareket etmektir.



Ortak düşmana karşı, ortak mücadelenin içinin boşaltılmasını ve rotasının

şaşırttırılmasını deneyenler olacaktır. Önemli olan, demokrasi güçlerinin

kararlı davranışıdır. Emperyalist sermayenin ve onların iş birlikçilerinin

kuşatmasından kurtulmak isteyen tüm toplumsal katmanların kararlı davranışları

belirleyici olacaktır.

Bizler, aleviler ve demokrasi güçleri, Filistin’in bağımsızlığından özgürlüğünden yanayız. Filistin halkının Siyonizm’e karşı mücadelesinin kayıtsız şartsız destekleyicisizdir.

Filistin halkını, Siyonizm’in boyunduruğundan kurtarıp, emperyalist sermaye çevrelerinde bir başkasının boyunduruğuna girmesine de, prensip olarak karşıyızdır.

Bu nedenle diyoruz ki, genelde Ortadoğu halkları üzerinde ve özelde Filistin halkı üzerinde oynanan çirkin ilişkilere karşı uyanıklığımızı korumalıyız.

Bir sonraki yazımda buluşmak üzere!

Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu

0 yorum:

Yorum Gönder