8 Haziran 2010 Salı

Tarih “tekerür”mü ediyor? / Ali Ekber Pektaş

Sevgili okuyucular,

Tarih yeniden “tekerür”mü ediyor? Sorusu aleviler ve demokrasi güçleri

tarafından sesli bir şekilde sorulmaya başlandı. Geçtiğimiz günlerde, haziran

ayının başlarında, alevi kanaat önderlerinden ve alevi dedesi eski adalet bakanı

Seyfi Oktay, Ergenekon “dalgası” tutuklamaları bağlamında gözaltına alındı.

Gözaltına alma gerekçeleri artık kamuoyunu tatmin etmekten çok uzaktır. Buna

mukabil, AKP hükümetinin “intikam” alma ve geçmişin “hesabını” sorma

duygularının giderek yoğunluk kazandığı bir vaka halini almıştır.

Yazının başlığından da görüleceği gibi, tarih “tekerür”mü ediyor? Bundan 17 yıl

önce, Sivas Madımak otel’inde 35 alevi aydını yakılarak katledilmişlerdir.

Katliam yaşandığında, Seyfi Oktay Adalet bakanıydı, Adalet bakanı olmasına

rağmen, hükümetin asayişten sorumlu bakan’ı ve yetkili kişiler tarafından yanlış

bilgi verilerek, Seyfi Oktay’ın elini, kolunu “bağlayarak” Sivas’ta alevi

katliamının gerçekleşmesine “seyirci” kalmasını sağlamışlardır. Çünkü dönemin

zihniyetine göre, Alevi’lerin katliamı ve katliama paralel olarak asimilasyonu

devletin asli “görevleri” arasındaydı.

Bugün Seyfi Oktay’a karşı yöneltilen bu “suçlamalar” Alevi’lere karşı

düzenlenen “çamur at izi kalsın” kampanyasının bir parçasıdır.

Seyfi Oktay kimdir? Seyfi Oktay, bir alevi dedesidir. 12 Eylül döneminden kalma

yasalarla mücadelenin onurlu isimlerinden biridir. Eskişehir “tabutluğunu”

müzeye dönüştüren Adalet bakanıdır. CMUK ceza muhakemesi kanunu yasalaştıran ve

uygulamaya koyanlardandır.

Seyfi Oktay dönemim alevi kanaat önderi ve dede’lerindendir. Seyfi Oktay’ın

kişiliği ve şaibelerden uzak durmanın ismidir. Dönemim Ergenekoncularıyla çatışması ve

onlara karşı onurlu duruşu, Alevi’ler ve demokrasi güçleri tarafından yeterince

algılanabilmektedir.

Egemen güçler ve AKP, Seyfi Oktay’a karşı yürüttükleri, çirkin kampanya ile Alevilerin ve Alevi hareketinin ivme kazanmasının önüne geçmek istiyorlar. Malatya’da, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta ve Gazi Mahallesi katliamlarıyla, Alevileri asimile edemeyenler. Alevileri, “kaleyi içten fetih ederek” asimile etme yollarını da, “deneme”de, başarısız kalmıştır. Alevilere yönelik “çalış tay” vb. kampanyalardan sonuç alamayan AKP hükümeti, başka yolları denemeye koyuldular.

Kampanyanın şimdiki “aşaması” ise Alevi kanaat önderlerini ve dedelerini, “saf dışı” ederek başarı sağlayacaklarını zannetmektedirler.

Ama bütün bu “çabalar” beyhudedir. Aleviler, demokrasi güçleri, bu tür demokrasi karşıtı “kampanyalara” pabuç bırakmayacaktır.

AKP hükümeti ve egemen güçler, beyhude “çabalarından” vazgeçmelidirler.

Seyfi Oktay Derhal serbest bırakılmalıdır!

Alevileri asimile “etmekten” vazgeçilmelidir!



“İnsani” yardım gemisi ve İsrail’in saldırısı!

Sevgili okuyucular,

31 Mayıs gecesi Akdeniz kara sularında, Gazze’ye “insani” yardım götürmek üzere

yola çıkan, Mavi Marmara gemisine İsrail ordusu ve güvenlik kuvvetleri

tarafından bir saldırı, “operasyon” düzenlendi. Bu saldırıda 9 kişi yaşamını

kaybetti ve onlarcası yaralandı. Yaşamını kaybedenler, Türkiye Cumhuriyeti

vatandaşı kimliğini taşımaktaydılar.



İsrail’in bu saldırısı tabi ki, Siyonizm’in artık hiçbir şey’e tahammülünün

olmadığının, iktidarda bulunan ırkçı faşist ve militarist hükümet için, insan

hakları, hümanizmanın hiçbir öneminin olmadığının bir kanıtı olarak önümüzde

durmaktadır. Her hangi sebeple olursa olsun savunmasız insanlara karşı yapılan

bu saldırı ve katliamı şiddetle kınamalıyız. Bu saldırı ile anlaşılmaktadır ki,

İsrailli Siyonist yöneticiler, Filistinlere yaşam hakkı tanımak taraftarı

değillerdir. Filistinlilerin yaşamlarının önemi ve ehemmiyeti, Siyonistler

tarafından hiçe sayılmaktadır. Siyonistlerin bu anlayışlarını soyut bir

şekilde İsrail’deki bir avuç ırkçı ve faşist yöneticinin uygulaması olarak

anlamamalıyız. Mevcut Siyonist, ırkçı faşist uygulamaların Emperyalist güçlere

desteklenip kollandığını iyi algılamalıyız. Ana kaynağını Emperyalist

sermayenin, kendini kartopu gibi yuvarlanarak büyümesinden alan, yerküredeki tüm

faşist ve ırkçı uygulamaların arkasında Emperyalist sermayenin fütursuzca kar

etme dürtüsü bulunmaktadır. İsrail’e karşı tavır alır gözükerek ve Filistin

halkının yanında gözükmelerinin bir anlamı yoktur. Ayrıca, gemide katledilen ve

yaralanan insanlar için dökülen gözyaşları ise, timsah gözyaşlarından ibarettir.

Timsah gözyaşı dökenlerin, her gün onlarca kişinin katledildiği Irak’taki,

katliamları görmeleri için gözlerindeki at gözlüğünü, “çıkarmaları”

gerekmektedir.



Türkiye Cumhuriyeti ve mevcut yöneticilerinin, AKP hükümetinin, Filistin

halkından “yanaymış” görüntüsü vermesi aldatmacadan ibarettir. İsrail devleti

ile her türlü anlaşmaları “imzalayacaksın” ve askeri tatbikatlar, “organize”

edeceksin, Filistin halkından taraf “olacaksın” yemezler.



Kendi ülkende, Kürt’lere karşı savaş, “naraları” atacaksın, barış yanlısı

gözükeceksin, yemezler.



İsraillilerin, “insanin” yardım taşıyan, gemideki insanlara karşı düzenlediği

vahşice katliamı dahi, iç politika, “malzemesi” olarak “kullanacaksın” ama

“hümanist” geçileceksin, yemezler.



Ayrıca, “insani” yardım kuruluşunun başında ve gemide “görevli olduğunu” her

fırsatta beyan eden, Bülent Yıldırım’ın samimiyeti sorgulanmalıdır. Gemide

vahşice katledilen beklide, “günahsız” insanlar için, timsah gözyaşları

dökmektedir. Onların ölümlerini nasıl “şehit” olduklarını, “ballandırarak”

anlatıp, politik malzeme, “yaparak” niyetini açığa vurmaktadır.



Gerek Filistin halkının, gerekse Filistin halkına yardım etmek isteyen “insani”

yardım kuruluşunun ve demokrasi güçlerinin bir tek ortak düşmanı vardır. Bu ise

mevcut katliamların, savaşların “operasyon” adı altında düzenlenen cinayetlerin

sorumlusu, Emperyalist sermaye çevreleri ve onlarla iş birliği için de olan

yerli sermaye çevreleridir. Savaşların, katliamların, cinayetlerin son

bulmasının bir tek yolu vardır. Ortak düşmanlara karşı güçleri birleştirerek

hareket etmektir.



Ortak düşmana karşı, ortak mücadelenin içinin boşaltılmasını ve rotasının

şaşırttırılmasını deneyenler olacaktır. Önemli olan, demokrasi güçlerinin

kararlı davranışıdır. Emperyalist sermayenin ve onların iş birlikçilerinin

kuşatmasından kurtulmak isteyen tüm toplumsal katmanların kararlı davranışları

belirleyici olacaktır.

Bizler, aleviler ve demokrasi güçleri, Filistin’in bağımsızlığından özgürlüğünden yanayız. Filistin halkının Siyonizm’e karşı mücadelesinin kayıtsız şartsız destekleyicisizdir.

Filistin halkını, Siyonizm’in boyunduruğundan kurtarıp, emperyalist sermaye çevrelerinde bir başkasının boyunduruğuna girmesine de, prensip olarak karşıyızdır.

Bu nedenle diyoruz ki, genelde Ortadoğu halkları üzerinde ve özelde Filistin halkı üzerinde oynanan çirkin ilişkilere karşı uyanıklığımızı korumalıyız.

Bir sonraki yazımda buluşmak üzere!

Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu

0 yorum:

Yorum Gönder