Sevgili okuyucular,
Tarih yeniden “tekerür”mü ediyor? Sorusu aleviler ve demokrasi güçleri
tarafından sesli bir şekilde sorulmaya başlandı. Geçtiğimiz günlerde, haziran
ayının başlarında, alevi kanaat önderlerinden ve alevi dedesi eski adalet bakanı
Seyfi Oktay, Ergenekon “dalgası” tutuklamaları bağlamında gözaltına alındı.
Gözaltına alma gerekçeleri artık kamuoyunu tatmin etmekten çok uzaktır. Buna
mukabil, AKP hükümetinin “intikam” alma ve geçmişin “hesabını” sorma
duygularının giderek yoğunluk kazandığı bir vaka halini almıştır.
Yazının başlığından da görüleceği gibi, tarih “tekerür”mü ediyor? Bundan 17 yıl
önce, Sivas Madımak otel’inde 35 alevi aydını yakılarak katledilmişlerdir.
Katliam yaşandığında, Seyfi Oktay Adalet bakanıydı, Adalet bakanı olmasına
rağmen, hükümetin asayişten sorumlu bakan’ı ve yetkili kişiler tarafından yanlış
bilgi verilerek, Seyfi Oktay’ın elini, kolunu “bağlayarak” Sivas’ta alevi
katliamının gerçekleşmesine “seyirci” kalmasını sağlamışlardır. Çünkü dönemin
zihniyetine göre, Alevi’lerin katliamı ve katliama paralel olarak asimilasyonu
devletin asli “görevleri” arasındaydı.
Bugün Seyfi Oktay’a karşı yöneltilen bu “suçlamalar” Alevi’lere karşı
düzenlenen “çamur at izi kalsın” kampanyasının bir parçasıdır.
Seyfi Oktay kimdir? Seyfi Oktay, bir alevi dedesidir. 12 Eylül döneminden kalma
yasalarla mücadelenin onurlu isimlerinden biridir. Eskişehir “tabutluğunu”
müzeye dönüştüren Adalet bakanıdır. CMUK ceza muhakemesi kanunu yasalaştıran ve
uygulamaya koyanlardandır.
Seyfi Oktay dönemim alevi kanaat önderi ve dede’lerindendir. Seyfi Oktay’ın
kişiliği ve şaibelerden uzak durmanın ismidir. Dönemim Ergenekoncularıyla çatışması ve
onlara karşı onurlu duruşu, Alevi’ler ve demokrasi güçleri tarafından yeterince
algılanabilmektedir.
Egemen güçler ve AKP, Seyfi Oktay’a karşı yürüttükleri, çirkin kampanya ile Alevilerin ve Alevi hareketinin ivme kazanmasının önüne geçmek istiyorlar. Malatya’da, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta ve Gazi Mahallesi katliamlarıyla, Alevileri asimile edemeyenler. Alevileri, “kaleyi içten fetih ederek” asimile etme yollarını da, “deneme”de, başarısız kalmıştır. Alevilere yönelik “çalış tay” vb. kampanyalardan sonuç alamayan AKP hükümeti, başka yolları denemeye koyuldular.
Kampanyanın şimdiki “aşaması” ise Alevi kanaat önderlerini ve dedelerini, “saf dışı” ederek başarı sağlayacaklarını zannetmektedirler.
Ama bütün bu “çabalar” beyhudedir. Aleviler, demokrasi güçleri, bu tür demokrasi karşıtı “kampanyalara” pabuç bırakmayacaktır.
AKP hükümeti ve egemen güçler, beyhude “çabalarından” vazgeçmelidirler.
Seyfi Oktay Derhal serbest bırakılmalıdır!
Alevileri asimile “etmekten” vazgeçilmelidir!
“İnsani” yardım gemisi ve İsrail’in saldırısı!
Sevgili okuyucular,
31 Mayıs gecesi Akdeniz kara sularında, Gazze’ye “insani” yardım götürmek üzere
yola çıkan, Mavi Marmara gemisine İsrail ordusu ve güvenlik kuvvetleri
tarafından bir saldırı, “operasyon” düzenlendi. Bu saldırıda 9 kişi yaşamını
kaybetti ve onlarcası yaralandı. Yaşamını kaybedenler, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı kimliğini taşımaktaydılar.
İsrail’in bu saldırısı tabi ki, Siyonizm’in artık hiçbir şey’e tahammülünün
olmadığının, iktidarda bulunan ırkçı faşist ve militarist hükümet için, insan
hakları, hümanizmanın hiçbir öneminin olmadığının bir kanıtı olarak önümüzde
durmaktadır. Her hangi sebeple olursa olsun savunmasız insanlara karşı yapılan
bu saldırı ve katliamı şiddetle kınamalıyız. Bu saldırı ile anlaşılmaktadır ki,
İsrailli Siyonist yöneticiler, Filistinlere yaşam hakkı tanımak taraftarı
değillerdir. Filistinlilerin yaşamlarının önemi ve ehemmiyeti, Siyonistler
tarafından hiçe sayılmaktadır. Siyonistlerin bu anlayışlarını soyut bir
şekilde İsrail’deki bir avuç ırkçı ve faşist yöneticinin uygulaması olarak
anlamamalıyız. Mevcut Siyonist, ırkçı faşist uygulamaların Emperyalist güçlere
desteklenip kollandığını iyi algılamalıyız. Ana kaynağını Emperyalist
sermayenin, kendini kartopu gibi yuvarlanarak büyümesinden alan, yerküredeki tüm
faşist ve ırkçı uygulamaların arkasında Emperyalist sermayenin fütursuzca kar
etme dürtüsü bulunmaktadır. İsrail’e karşı tavır alır gözükerek ve Filistin
halkının yanında gözükmelerinin bir anlamı yoktur. Ayrıca, gemide katledilen ve
yaralanan insanlar için dökülen gözyaşları ise, timsah gözyaşlarından ibarettir.
Timsah gözyaşı dökenlerin, her gün onlarca kişinin katledildiği Irak’taki,
katliamları görmeleri için gözlerindeki at gözlüğünü, “çıkarmaları”
gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti ve mevcut yöneticilerinin, AKP hükümetinin, Filistin
halkından “yanaymış” görüntüsü vermesi aldatmacadan ibarettir. İsrail devleti
ile her türlü anlaşmaları “imzalayacaksın” ve askeri tatbikatlar, “organize”
edeceksin, Filistin halkından taraf “olacaksın” yemezler.
Kendi ülkende, Kürt’lere karşı savaş, “naraları” atacaksın, barış yanlısı
gözükeceksin, yemezler.
İsraillilerin, “insanin” yardım taşıyan, gemideki insanlara karşı düzenlediği
vahşice katliamı dahi, iç politika, “malzemesi” olarak “kullanacaksın” ama
“hümanist” geçileceksin, yemezler.
Ayrıca, “insani” yardım kuruluşunun başında ve gemide “görevli olduğunu” her
fırsatta beyan eden, Bülent Yıldırım’ın samimiyeti sorgulanmalıdır. Gemide
vahşice katledilen beklide, “günahsız” insanlar için, timsah gözyaşları
dökmektedir. Onların ölümlerini nasıl “şehit” olduklarını, “ballandırarak”
anlatıp, politik malzeme, “yaparak” niyetini açığa vurmaktadır.
Gerek Filistin halkının, gerekse Filistin halkına yardım etmek isteyen “insani”
yardım kuruluşunun ve demokrasi güçlerinin bir tek ortak düşmanı vardır. Bu ise
mevcut katliamların, savaşların “operasyon” adı altında düzenlenen cinayetlerin
sorumlusu, Emperyalist sermaye çevreleri ve onlarla iş birliği için de olan
yerli sermaye çevreleridir. Savaşların, katliamların, cinayetlerin son
bulmasının bir tek yolu vardır. Ortak düşmanlara karşı güçleri birleştirerek
hareket etmektir.
Ortak düşmana karşı, ortak mücadelenin içinin boşaltılmasını ve rotasının
şaşırttırılmasını deneyenler olacaktır. Önemli olan, demokrasi güçlerinin
kararlı davranışıdır. Emperyalist sermayenin ve onların iş birlikçilerinin
kuşatmasından kurtulmak isteyen tüm toplumsal katmanların kararlı davranışları
belirleyici olacaktır.
Bizler, aleviler ve demokrasi güçleri, Filistin’in bağımsızlığından özgürlüğünden yanayız. Filistin halkının Siyonizm’e karşı mücadelesinin kayıtsız şartsız destekleyicisizdir.
Filistin halkını, Siyonizm’in boyunduruğundan kurtarıp, emperyalist sermaye çevrelerinde bir başkasının boyunduruğuna girmesine de, prensip olarak karşıyızdır.
Bu nedenle diyoruz ki, genelde Ortadoğu halkları üzerinde ve özelde Filistin halkı üzerinde oynanan çirkin ilişkilere karşı uyanıklığımızı korumalıyız.
Bir sonraki yazımda buluşmak üzere!
Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu










0 yorum:
Yorum Gönder