Askeri vesayet altında 50 yıl!
Sevgili okuyucular,
Askeri vesayet altında 50 yıl! 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden bugüne tam 50 yıl geçti. Türkiye Cumhuriyeti ilk askeri darbe ile tanıştı. Bu darbe geleneği ülkede giderayak, “alışkanlık” halini almış olacak ki, her on yılda bir askeri darbe yaşamımıza girmiştir. Darbeyi yapanlar sürekli olarak, “demokrasiyi korumak” adına iktidarı “gasp” ettiklerini gündeme getirirler. Ama ne hikmetse her seferinde “demokrasi” rafa kaldırılmıştır. Her askeri darbeden sonra, demokrasi onarılamayacak kadar hasar almaktadır.
Gerekçesi ne olursa olsun, askeri darbelerle iktidarı “gasp” etmek demokrasi ile hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Asla haklı gösterilemez. Askeri darbeleri haklı göstermek için gerekçelere “sığınmakta” mazur gösterilemez. Askeri darbeler, anti demokratik ve demokrasi ile bağdaşmayan, faşizm olarak adlandırılan olguyu içinde taşıyan yönetselliktir.
27 Mayıs 1960 askeri darbesi, bir “ihtilal” bir “devrim” değil, içinden geçtiği koşullarda farklılık arz etse de, diğer askeri darbelerden özünde bir farkı yoktur. Askeri darbelere karşı çıkmak, demokrasi mücadelesi veren tüm toplumsal katmanların asli görevidir.
27 Mayıs 1960 askeri darbesi, anayasal olarak birçok nispi “demokratik” düzenlemelere gitmesi, darbenin “haklılığını” kanıtlamaz.
“Türkiye’nin son elli yılık sürecini gözlemlediğimizde, 27 Mayıs 1961 yılında Türkiye Cumhuriyeti ilk askeri darbeyle karşılaştı. 1950’li yıllarda, Türkiye’yi ‘’Küçük Amerika’’ yapma hayalleri peşinde olan Adnan Menderes ve Demokratik Parti denetimindeki, Amerikan menşeli hükümet, Pentegon’un patronları önünde yemin etmiş olacaklar ki, ülkemizde, Menderes ve Amerika hayranlarının yani onların, ‘’küçük Amerika sı’’ yapma uğraşı! Menderes hükümetinin ve çevresinin tüm zamanların uğraşı haline getirmiştir. Türkiye ‘’küçük Amerika’’ olmadı ama Amerika'nın yarı sömürgesi, ‘’üçüncü Dünya’’ kategorisinde bir ülke oldu. Amerika'nın arka bahçesi, jandarması olabildi. Menderes hükümeti, Türkiye emekçilerinin başta alın teri olmak üzere, ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ABD’li emperyalist babalarının sınırsız hizmetine sunarak, talan edilmesini sağlamışlardır. Bunlarla da kalmayıp, Emperyalist efendilerine hizmette kusur etmemek için, NATO Askeri paktında yerlerini alarak, ülkemizden binlerce km. Uzakta Kore’ye asker göndererek, Kore halkının haklı mücadelesine karşı, Türk ordusu mensuplarının kullanılmasını sağlayıp, karşılıklı olarak binlerce günahsız insanın katliamına önayak olmuşlardır. Türkiye bu süreçte muazzam derecede kaosun hakim olduğu, emekçi ve öğrenci hareketlerinin yükseldiği, buna karşılık Menderes hükümetinin, bu hareketleri kanla bastırdığı bilinen bir realitedir.
Menderes hükümetinin ‘’küçük Amerika’’ rüyaları, Türkiye’yi sıradan Afrika ülkesi haline getirmiştir. Türkiye halkının Menderes hükümetine karşı olan tepkileri, ABD’li emperyalistlerinde, Menderes hükümetini gözden çıkarmasını gündeme getirmiştir. Bu süreçte ‘’solcu’’ subaylarında içinde bulunduğu Türk silahlı kuvvetleri, İsmet İnönü önderliğindeki CHP nin”de desteğini alarak, 27 Mayıs 1960’da bir darbeyle iktidarı ele geçirmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti böylece ilk askeri darbe ve cunta iktidarıyla tanışmış oldu. Askeri darbe yıllarında hazırlanan anayasada birçok ‘çağdaş ve demokratik’ yasaların yer aldığı tabii yadsınamaz. Ama bu askeri darbelerin ve olağanüstü dönemlerin hoş görülmesi anlamını taşımamaktadır.
Konuyu bir anekdotla bağlamak istiyorum. 1961 yılında, subayların isteği üzerine, bir yerli binek otomobili yapılmak istenir. Bugünkü takunyalıların hocası olan, Necmettin Erbakan öderliğindeki ekip, Eskişehir’deki atölyelerde bir binek otomobili üretirler. Binek otomobilin adı, N. Erbakan’ın isteği üzere ‘Devrim’ konur. Ama otomobilin istenilen performansı vermemesi nedeniyle, binek otomobilinin üretiminden vazgeçilmiştir. Vazgeçilme nedenlerinden en önemlisi ise, otomobil’in isminin ‘Devrim’ olmasıdır.
Bu anekdotu vermemin nedeni, 27 Mayıs askeri darbesini ‘devrim’ olarak adlandıranlar için bir hatırlatma olur. 27 Mayıs darbecilerinin, devrim isminden ne kadar korktuklarını algılamaya yetmektedir.” (Daha önce bir vesile ile yazdığım yazıda yer vermiştim güncelliği nedeniyle aktardım)
27 Mayıs 1960 darbesi ile birlikte, Türkiye de bir Darbeler ve Cuntalar “geleneği” başlamıştır. Ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük, askeri darbelerle yapılmıştır. 12 Mart ve 12 Eylül askeri cuntaları ülkede sömürünün daha da yoğunlaşmasını sağlamıştır. Askeri darbeler kültürel olarak yozlaşmayı ve çürümeyi daha da hızlandırmıştır. Ekonomik olarak çöküntünün maliyeti ise onarılamayacak kadar büyüktür.
Bütün bu nedenlerle, demokrasi güçleri ve akil aydınlar, hangi gerekçeyle olursa olsun, askeri darbelere karşı dik duruş sergilemelidir.
Temel talebimiz, demokrasidir. Demokrasinin kurum ve kuruluşlarıyla yerleşmesidir. Demokrasi ise, ne askeri darbeler yapan cuntacıların, nede askeri darbelerden medet uman, Ergenekoncuların topluma “sunacağı” bir olgu değildir. Demokrasi, AKP ve şeriatçıların “sunacağı” bir, “açılım” la da, olmayacaktır.
Demokrasi ülkede yaşayan, bu düzenden ve sistemden memnun olmayan, toplumsal katmanların, kendi iradeleriyle belirleyecekleri, kendi iradelerini iktidara taşıyacakları bir süreçle olacaktır.
Tabi ki bu süreç, demokratik bir süreçtir. Mevcut sistemin değişmesi ve tüm toplumsal katmanları temsil eden bir sistemin yerleşmesi için gerekli olan bütün demokratik yollar zorlanarak denenmelidir.
İnanıyorum ki, Türkiye’de askeri darbeler dönemi kapanmıştır. Ve ben bu inancımı sonsuza kadar korumak istiyorum.
Bir dahaki yazımda buluşmak üzere, darbe olmaksızın yaşamınızı devam ettirmek dileğiyle, herkes için demokrasi en büyük arzumdur.
Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu
27 Mayıs 2010










0 yorum:
Yorum Gönder