9 Haziran 2010 Çarşamba

Bir yudum, ‘’açılım’’! / All Ekber Pektaş

Bir yudum, ‘’açılım’’!


Bir yudum, ‘’açılım’’ kelimesini ilk duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Türkiye insanın, halkımızın en çok duymak istediği ve hasret olduğu bir realite olarak bakılmaktaydı. ‘’Açılım’’ aslında içi doldurulmamış, belki de ne ifade edilmek istendiği dahi belli olmayan bir AKP girişimi de olsa, Türkiye toplumu ‘heyecanlanmıştı’. Ülkede, ‘’açılım’’ la, birlikte iyimser bir hava esmeye başladı. En azından son 25 yıldır sürmekte olan kirli bir savaşın sona ermesi beklentisi kamuoyunda önemsenmeye başlandı. Önemsenmesi gayet doğaldı, çünkü ülkenin son kırk yılı katliamların, inkârcılığın, işkencelerin ve faşist uygulamaların ayyuka çıktığı bir dönem olmuştur.

Kısaca son kırk yıllık tarihimize bir göz attığımızda, anımsayacağımız şu gerçekler hiçte iç açıcı değildir. 12 Mart askeri darbesiyle birlikte, yaşanan süreç, sokak ortasında kurşunlanarak katledilen gençler. ABD emperyalizmine karşı ülkenin bağımsızlığını ve demokrasiyi savunan, 3 fidanı. Deniz, Yusuf, Hüseyin’i darağacında sallandıran katiller şebekesi. Kızıl derede Mahir Çayan ve yoldaşlarını hunharca katleden faşist subayları. Diyarbakır zindanlarında, işkencede baş eğmezliğin sembolü olan İbrahim Kaypakkaya’ yı katledenler. 1 Mayıs taksimde, Malatya, Maraş, Çorum ve akabinde, 12 Eylül faşist darbesi, Sivas ve Gazi mahallesindeki katliamları anımsadığımızda.

Kürt coğrafyasında, 25 yıldır süren kirli savaş ve bu savaşın izleri, katliamlar ve sokakları, dağları barut kokusundan geçilmemesi. Asit kuyuları, toplu katliamlar. Kendi kimliklerine, ‘sahip’ olmak için, dağların kuytularında toprağa düşen Kürt gençleri. Vatan ‘’savunmasında’’ olduklarını kabullenerek, kardeş kavgasında ‘şehit’ olan Türk silahlı kuvveti mensupları. Ve bu acılarla birlikte yaşamak zorunda bırakılan ailelerinin dramı, başlı başına bir sorundur.

Bütün bu süreci, bir film şeridi gibi göz önünden geçirdiğimde, birçok insan gibi bende, bir yudum, ‘’açılım’’dan dolayı, ‘heyecanlanmıştım’.

Benim, heyecanım ve umutlarım, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde, Kürt ve birçok demokrasi aşığı milletvekilinin, TBMM’ ye girmesiyle başlamıştı.

Gelinen aşamada, Kürtlerin TBMM’deki temsilcilerinin ‘’dışlanması’’ bir yudumda olsa umutlarımı, heyecanımı yeniden ‘kaybetmeye’ başladım. Evet, Türk hakim sınıflarının tüm anti demokratik uygulamaları toplumun ve halkımızın, bir yudumda olsa, ‘’açılıma’’ olan güvenlerini kaybetmesini beraberinde getirmiştir.

Kürt hareketinin bu süreçteki zaafları gözden kaçırılmamalıdır. Bir umut ışığıda olsa, ‘’açılıma’’ kilitlenip süreci demokrasi güçlerinin ve Kürtlerin lehine olan bir noktaya sürüklenmesini sağlayabilirlerdi.

Tüm bu olanlara rağmen, fırsatlar tümüyle kaçmış değildir. Önemli olan bu süreçten ve tüm gelişmelerden, olumsuz veya olumlu tüm yaşananlardan ders çıkararak, sürece yeniden müdahale etme imkânları yaratılmalıdır. Öfke ve hırsla, demokrasi mücadelesi verilmez. Kitleleri ikna etmek ve demokrasi mücadelesine katkıda bulunmasını sağlamak en zor olanıdır. Ülkemizde ise bu dahada zordur. Çünkü toplumsal sürecin devinimi olan, burjuvada olsa, demokratik devrim süreci yaşanmamıştır. Yani ülkemiz coğrafyasında demokrasi kültürü yeterince olgunlaşmamıştır. Bu nedenledir ki, ülkemizde demokrasi mücadelesi, zor ve meşaketli dir. Demokrasi mücadelesi nakış, nakış işlenerek yürütülmek zorundadır.

Bu süreçte bir gerçeğin altı kalın çizgilerle çizilmiş ve kaba gerçeklerde ortaya çıkmıştır. CHP gibi asker vesayetli bir oluşumun, faşizan emelleri kitlelerce daha rahat gözükmesi sağlanmıştır. Aslan ‘’sosyal demokratlar’’ O’ kadar ileri gitmişlerdir ki, artık savaş ‘’naraları atmak’’ onlar için kendilerini, ‘’ispatlama’’ gerekçesi sayılmaktadır. Bu ise toplum nezdinde, CHP’nin yüzünün ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Ülkede mücadele zeminleri, giderek kayganlaşıp farklı mecralara doğru sürüklenmek istenmektedir. Demokrasi güçleri bu noktayı iyi irdeleyerek kavramalıdırlar. Demokrasi güçleri gerekli özeni gösterip sürece müdahil olarak mücadele sürecinin farklı zeminlere kaymasına engel olmalıdırlar. Sokaklar önemlidir. Ama sokaların demokratik zeminde kalması, mücadelenin kitleselleşmesi, demokrasi taleplerinim ivme kazanması, daha çok önemlidir.

Buna mukabil, ‘’milliyetçi’’ ve faşist söylemlerin ayyuka çıkacağı gerçeğini de, yadsımamamız gerekmektedir. Yukarda da vurguladığım gibi, demokrasi mücadelesi zor ve meşakkatlidir.

TBMM’de bulunan Kürt ve demokrat milletvekilleri, parlamenter mücadelenin önemini iyi algılamalı ve içselleştirmelidirler. TC. Devleti ve yöneticilerinin, ‘profakativ’ uygulamalarına karşı daha dikkatli davranmalı ve mevzileri terk etmemelidirler. Tam tersine parlamentoda kalmanın önemini dikkate almalıdırlar. Çünkü ‘’biz parlamentoya tünel kazarak girdik’’ gerçeğine uygun davranmalıdır.

TC. Tarihinde bu tür fırsatlar, çok az rastlanır olanlardandır.

Türkiye halkı demokrasiyi arzulamaktadır. Demokraside, Türkiye halkına yakışanıdır.

Öyleyse ayrıntılar, demokrasi mücadelesine bağlı olarak ele alınmamalıdır.

Bir dahaki yazımda buluşmak dileğiyle, her şey arzuladığınız gibi olsun!

15.12.2009

Kritikleriniz için: aliekber. pektas@yoltv. eu

0 yorum:

Yorum Gönder