CHP’de, sular “durulmaz”!
Sevgili okuyucular,
CHP’de, taşlar yerinden, “oynadı” sular “durulmaz” artık. Uzun süredir bir “kast” partisi görüntüsü, “veren” CHP, çalkantıların partisi olmaya “aday” bir pati görünümü vermeye başlamıştır.
Toplumumuzdaki etik ve ahlaki değerlere bakış gereği, Deniz Baykal ve Nesrin Baytok’un yaşadığı “gayri meşru ilişkiler” CHP’de taşları yerinden oynatmıştır. Deniz Baykal’ın “gayri meşru ilişkiler” tabi ki tasvip edilmeyecek bir vakadır.
Ama tasvip edilemeyecek, bir diğer önemli vakada, bu” gayri meşru” çirkin ilişki kadar, çirkin ve tehlikeli olanda bir komplo yoluyla tezgâhlanmasıdır. Bu vakanın komplo olarak Baykal’a karşı siyasi alanda kullanılır olmasıdır. Ve bu vakanın Deniz Baykal’ın, CHP başkanlığından, komplo yoluyla düşürülme uğraşıdır.
Deniz Baykal CHP başkanlığından düşürülmeliydi, kendisini “sosyal demokrat” bir parti olarak lanse eden bir partinin başında, Baykal gibi bir başkanın olması talihsizliktir. CHP mevcut bulunduğu ortamdan daha, kötü bir pozisyonda olamazdı. Bulunduğu pozisyon bırakın sosyal demokrat olmayı, faşizan bir “görüntü” vermekteydi. Bu vb. konumunu daha geniş olarak burada analiz etmek mümkündür. Yazının konumu gereği, detaylara girmek yerinde olmayacaktır.
CHP’nin “derin” kadroları ve eski Başkanı, Deniz Baykal, görünen odur ki anlamsız bir direnme uğraşındadır. Baykal koltuğunu bırakmamak için, beyhude bir direniş içine girmektedir.
Etrafındaki, “Baykal kolikler” ise, ellerini gök kubbeye “açıp” dua ederek yalvarmaktadırlar. “tanrım Baykal tekrar döner mi” acaba, CHP’nin başına yeniden geçerde, müritlerini yeniden gözetirimi. Çünkü CHP’de sadece, Deniz Baykal’a bağlılıkla yaşamlarını ikame eden ve CHP etrafında kast bir ağ oluşturan ekip yer almaktadır. Bunların CHP ve politik alandaki tüm yaşamları, Deniz Baykal’ın iki dudağı arasındadır. Baykal sız, politik yaşamlarını ikame ettirme şansları yok denecek kadar azdır. Öyleyse Baykal, “muhakkak geri dönmelidir.”
Bu Baykal “koliklerin” unuttuğu bir gerçek var. CHP tabanı ve sosyal demokrat seçmen, Baykal’ın varlığından zaten rahatsızdılar. Tabi ki bu şekilde başkanlık koltuğundan olması, hiç kimsenin arzusu değildir. Ama bütün bunlara rağmen, Baykal'dan kurtulmanın sevincini yaşamaktadırlar. Bu gerçeği artık birçok platformda dile getirmektedirler.
Bu nedenle diyorum ki, CHP’de taşlar yerinden oynamıştır. Sular durulacak gibi değildir. Baykal’ın yeniden CHP’nin başına getirmeye çalışmak, aslında fişeğinden fırlayıp çıkmış diş macununu andırmaktadır. Bu çaba, diş macununu yeniden fişeğine sokma çabasıdır. Belki bu uğraşta nispi bir başarı sağlanabilir. Kalıcı bir başarı asla sağlanamaz. Görünen odur ki, Deniz Baykal koltuğunu kaybetmek istemiyor. Zaten Baykal istifa konuşmasında da tekrar döneceğinin sinyallerini vermektedir. Etrafındaki kast örgütlenmede, böyle tasvip etmektedirler. Bu çabaya, ülkedeki birçok sermaye grupları da yoğun destek vermektedirler. Baykal’ın böyle bir komplo ile başkanlığından olması, Ergenekon cephesinde de üzüntüyle karşılandığı bilinmektedir. Ergenekoncuların üzülmeleri doğaldır. Çünkü bir “avukatlarını” istenmeyen bir vaka ile, kaybetmek istemiyorlar. Ergenekoncularında Baykal’ın geri dönmesi için ellerinden gelen çabayı “gösterecekleri” bilinmelidir. Ama bu çaba beyhudedir. Baykal, tüm bu kendisine karşı olan, kamuoyuna rağmen, CHP’nin başına gelirse, uzun vadeli direnç göstereceğine inanamıyorum. Gösterebileceği her türlü direnç, Baykal’ın daha çok teşhir olması ve yıpranmasını gündeme getirecektir. Baykal artık miladını doldurmuştur. Tekrar geri dönmemelidir.
Yeri gelmişken bir konuyu vurgulamak isterim. Başbakan Tayip Erdoğan, Atina’ya giderken düzenlediği basın toplantısında, “ ailesine ihanet edenleri hiçbir zaman bu toplumda mağdur olarak göremeyiz” türü açıklamalarıdır. Başbakanın bu konudaki sözleri aslında rakibini diskalifiye edebilmek için, komploda dâhil, her yolu kullanacağının işaretidir. Bu tarz bir yaklaşım, şantajcı ve gayri samimi bir yaklaşımdır. Bu konuda Tayip Erdoğan, bir başbakana yakışmayacak bir davranış içindedir. Bu davranış, şantajcılara ve komploculara cesaret veren bir davranıştır. Şiddetle karşı çıkılıp, kınanmalıdır. Bu davranıştan cesaret alan komplocular, yeni-yeni şantajlar peşinde koşacaklardır.
Tabi ki bir konuda kafalarımız açıktır. Türkiye’de çarpık sistemden beslenen birçok kesim, birbirlerine şantaj ve komplo “yapmakta” yarışmaktadırlar. Kısacası komplo ve şantaj sistem sorunudur. Çarpık sistem değişirse, komplo ve şantaj vakaları da, ya yok olur, yada minimalize edilir.
CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu faktörü,
CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu faktörü önemli ve “anlamlıdır”. Kemal Kılıçdaroğlu, kişiliğiyle, temiz ve kirlenmemiş bir mazisi ile Türkiye’de mevcut sistem içinde, “aranan” politikacı profiline sahiptir. Bu konumuyla CHP’de aranan bir isimdir. Ama gözüken odur ki, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’de önü kesilmek istenmektedir. Burada ise öne çıkan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi ve Kürt olmasıdır. Mevcut zihniyete göre, Alevi, Kürt, Ermeni, Süryani, vb. olmak, büyük bir “suç” oluşturmaktadır.
Çünkü sistem Türk İslam sentezi üzerine kurgulanmıştır. CHP’de bu sitemin, “derin ilişkilerinden” beslenen bir partidir.
Hiçbir insan, kendi kimliğini kendisi belirlememektedir. Doğuştan gelen aidiyet kimliği, kimsenin isteği ile oluşmaz. Ayrıca herkesin, kendi aidiyet kimliği ile övünmesi ve gururlanmasından daha doğal bir insani duygu olamaz. Kişinin aidiyetinden dolayı “dışlanması” demokrasi ile de, insani duygularla da bağdaşmaz. “Aslan sosyal demokratlar” bunu hangi ilkelerinizle bağdaştırıyorsunuz?
Sanal dünya’da Kemal Kılıçdaroğlu konusunda yayınlanan, Alevi ve Kürt kimliğine ilişkin yorum ve yadsınmalar, demokratik tekâmüllerin dışındadır.
Ayrıca geçtiğimiz yıl, İstanbul belediye başkanlığı seçimlerinde bir geçek ortaya çıkmıştır. Kemal Kılıçdaroğlunun adaylığı CHP oylarını önemli derecede artırmıştır. Buna rağmen CHP içerisinde başlatılan bu linç kampanyasının mantığını anlamakta zorlanıyorum.
Ben daha önceki yazılarımda da öngördüğüm gibi, Sayın Kılıçdaroğluna CHP’de yer ”yok” Kılıçdaroğlu’nun kişiliğinde oluşan samimiyetinden bağımsız olarak düşünüldüğünde, CHP mevcut düzene adapte olmuş ve düzenin tüm olumsuz ilişkileriyle “bütünleşmiştir.” Bu bütünleşmede Kemal Kılıçdaroğluna yer “yok” bu açık ve nettir. Tabi ki Kılıçdaroğlunun tüm kanalları, “zorlayarak” CHP’de yer edinmesi Demokrasi güçlerini sevindirir. Ama bunu iğne ile tünel kazmaya benzediğinin bilinmesi gerekir.
Ayrıca, Önder Sav, Onur Öymen, Yılmaz Ateş’in açıklamalarından’da anlaşılacağı gibi, Kılıçdaroğlu’na başkanlık yolu kapalıdır. CHP’nin “derin ilişkileri” buna izin vermez. CHP, sistemin köklü ve kurucu partisidir. Devletin “derin ilişkilerinden” beslenmektedir. Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu’na şans vermezler.
Umarım ben bu görüşlerimde yanılır ve K. Kılıçdaroğlu CHP’nin başkanlık koltuğuna oturur. Bu beni olduğu kadar demokrasi güçlerini de sevindirir.
CHP içerisinde güçler “savaşı” kızışacaktır.
CHP içerisinde giderayak güçler arasındaki iktidar “savaşı” kızışacaktır. Bu “savaşta” statükoyu korumak isteyen, bilumum “ulusalcı” “Ergenekoncu” kesim, “gasp” etmiş olduğu mevzileri kaybetmemek için, komplolarda dâhil, her yolu mubah göreceklerdir. CHP’de reform taraftarı güçler statüko ile hesaplaşmaya gireceklerdir. CHP tabanı ve CHP’ye o verenler statüko ile hesaplaşma yanlısıdır.
Yukarda da vurguladığım gibi, artık “cin şişeden çıkmıştır” tekrar şişeye sokma çabaları, sonuç vermeyecektir. CHP içerisinde, güç “çatışmaları” önümüzdeki günlerde hız kazanacaktır. Statükocu kesimle, “yenilikçi” kesim, kıyasıya “çatışmak durumunda kalabilirler.
CHP tabanı, uzun yıllardır eline geçirdiği bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Eğer CHP’nin iktidar yürüyüşünü hızlandırmak istiyorsa, Baykal ve ekibinden kurtulmanın tam zamanıdır. Baykal’ın ve ekibinin bugüne kadar, Türkiye halkına, “vaat” edipte vermediklerini, bu saat’ten sonra vereceği beklentisine girmek, ham hayal olur.
Baykal’ın politik “başarıları” demokrasi mücadelesinde yeri olmayan, kabadayılıkla, tehditle kuru “martavallardan” ibarettir.
Aslında Deniz Bayka’ın yapacağı bir iş var. Daha öncede, bizzat Deniz Baykal’ın kendisinin açıkladığı gibi, “Ergenekoncuların avukatlığını” üstlenmek, mesleği de avukatlık olduğuna göre, bir sakınca yoktur.
CHP, tabanı kendisinden “bekleneni” yapmalıdır.
Bir dahaki yazımda buluşmak dileğiyle,
Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu
15 Mayıs 2010










0 yorum:
Yorum Gönder