İşçi sınıfı yeniden Taksimde!
Sevgili okuyucular,
Türkiye işçi sınıfı nihayet, yeniden Taksim de. 1 Mayıs, işçi sınıfının mücadele ve dayanışma günü 33 yıl aradan sonra, yeniden Taksim meydanında kutlanacak. Dile kolay 33 yıl işçi sınıfı özlemini duyduğu, kanının döküldüğü, tarihe altın harflerle yazdırdığı, 1 Mayıs 1977 yılından sonra, tekrar Taksim meydanında görkemli kutlamaya imza atamaya hazırlanmaktadır.
Türkiye işçi sınıfı, 1 Mayıs 1977 yılında Taksim meydanında altın harflerle ve kanıyla adını nasıl yazdırdı, yeni kuşağın bilgilerine sunmak için, hafızalarımızı yoklamakta yarar görüyorum.
“1 Mayıs 1977 günü İşçi Bayramını kutlamak üzere çeşitli illerden İstanbul`a gelen yaklaşık 500 bin kişi DİSK`in organizasyonu önderliğinde doldurdu. Katılımın yüksek olması sebebiyle kortejlerin alana girmesi uzun sürmüş, miting de uzamıştır. Saat 19.00 sularında dönemin DİSK başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonuna geldiğinde etraftan silah sesleri duyulmaya başlandı. Sular İdaresi binasının üstünden ve meydandaki otelin çeşitli katlarından açılan bu ateş sonucu insanlar panik halde kaçmaya başladı, kısa bir süre içinde İntercontinental Oteli`nin (Bugün The Marmara Oteli) de üst katlarından da ateş açıldı.
İnsanlar panik halde kaçmaya çalışırken panzerler de kalabalığın arasına doğru girmeye ve kitleleri sıkıştırarak Kazancı Yokuşuna itmeye başladı. Kalabalığa ateş açılıyordu fakat polis ateş açanlara değil, kalabalığın üstüne saldırıyordu. Bir kamyonun tıkadığı Kazancı Yokuşundan aşağıya kaçmaya çalışan kalabalığı daha da korkutmak için bir daha ateş açıldı. İnsanlar panzerler altında kalarak ve birbirlerini ezerek kaçmaya devam etti.
28 kişi ezilme ya da boğulma nedeniyle, 5 kişi vurulma nedeniyle, 1 kişi de panzer altında kalarak yaşamını yitirdi, yaklaşık 130 kişi de yaralandı. Ölenlerin çoğu Kazancı Yokuşu'nun başında, park edilmiş kamyon yüzünden sıkışarak ölmüşlerdi. 470 kişi gözaltına alındı fakat hiçbirinin olayla ilgisi kurulamadı. Ateşi kimin açtığı tam olarak belirlenememiş, olay halen aydınlatılamamıştır. Sular idaresinin çatısından ve otel odalarından ateş açanlar bulunamamıştır. Resmi olarak kanıtlanamayan bilgilere göre olayın planlayıcısı CIA, Intercontinetal Oteli'ni bir gün önceden boşaltıp buraya Amerika'dan getirilen CIA ajanları yerleştirmiştir. Olaydan sonra ajanlar ülke dışına çıkarılıp otel kayıtları yok edilmiştir.
Kontrgerillatarafından askeri darbe hazırlığı olarak yapıldığı MİT tarafından Başbakan Süleyman Demirel'e rapor edilince,[1] ve 29 Mayıs 1977'de muhalefet lideri Bülent Ecevit'e İzmir hava meydanında suikast düzenlenince, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı 1 Haziran 1977'de derhal re'sen emekliye sevk edilmiştir.”[2]
Alıntıda görüleceği gibi, işçi sınıfı 1 Mayıs 1977’de, tarihe adını kanlı ama bir O’kadarda sermaye güçlerine karşı direnişi dolayısı ile altın harflerle yazdırmıştır. 1 Mayıs 1977, Türk hakim sınıflarına karşı, direnişin, öfkenin doruklara tırmandığı bir gündür. Türkiye işçi sınıfının, sınıf bilincinin kabardığı bir gündür. İşçi sınıfı örgütlenmesinin önemli mihenk taşlarından olan, sendikal örgütlenmenin önemli adreslerinden DİSK, Devrimci İşçi Sendikalar Konfederasyonu’nun tarih yazdığı bir gündür.
1 Mayıs 1977 katliamının ve bu katliama temel teşkil eden süreci irdelemekte yarar görüyorum. Türkiye işçi sınıfı, bu süreçte üzerindeki ölü toprağını dağıtarak, yeniden tarih sahnesindeki yerini almaya başlamıştır.
1961 anayasasının sağladığı kısmi, “demokratik” hakların kullanılmasıyla birlikte, Türkiye işçi sınıfı örgütsel sürecinin akışını değiştirmiştir. Artık devletin resmi ideolojisi etrafında örgütlenen, sendikal anlayıştan kurtulmuştur. İşçi sınıfının örgütsel karakterinden uzak, sadece sermaye güçlerinin denetlediği sarı sendikacılıktan uzaklaşmanın kanalları açılmıştır.
Bu süreci iyi değerlendiren Türkiye işçi sınıfı, bağımsız demokratik sendikalarda hızla örgütlenemeye başlamıştır. Türkiye işçi sınıfının örgütlenmedeki azimkâr davranışı, Türkiye aydınlarını ve öğrenci gençliğinin de, önemli derecede umutlanmasını sağlamıştır. Bu süreç ve sürece paralel gelişmeler, ülkede yeniden sosyalist örgütlenmenin tetikleyicisi olmuştur.
1960 yılların sonunda, özelikle 1968 yılının baharında başlayan, 68 Jenerasyonu hareketi olarak tarihte yerini alan, yerkürenin önemli bir bölümünü etkileyen gelişmeler, ülkemiz Türkiye’de etkisini göstermesi gecikmemiştir.
Uluslararası alanda devrim, sosyalizm, ulusal kurtuluş hareketleri giderek ivme kazanmakta, emperyalist Dünya ve sermaye çevreleri şok yaşamaktaydılar. Bu şok, emperyalistleri ve onların denetimdeki sömürge ve bağımlı ülkelerin sermaye çevrelerini korkunç derecede sarsmaktaydı.
Ülkemizde de emperyalist sermayenin uşaklığını yapan oligarşi'k burjuvazi, ilişkilerinin tabii sonucu olarak gelişmelerden etkilenmektedir.
Türkiye işçi sınıfının hızla örgütlenmesi ve ülkede sınıf mücadelesinin giderek ivme kazanması Türk sermaye çevrelerini önemli derecede tedirgin etmekteydi. Bu nedenle işçi sınıfının örgütlenmesinin ve sınıf mücadelesinde yerini almasının önüne “geçilmeliydi” bunun için her yol, Türk sermaye çevreleri için “denenmeye” değer ve “uygulanmalıda.”
Bu süreç bir de, ABD emperyalistlerinin ülkemizin de içinde bulunduğu, orta doğu ülkelerini kapsayan, “yeşil kuşak” projesi dikkate alındığında gelişmeleri anlamak daha da kolaylaşmaktadır.
1970 yılların başlarında hızla yükselen devrimci süreci sekteye uğratmak ve sabote etmek için, gerekli olan kontrgerilla faaliyetlerinin, Türk hâkim sınıfları tarafından ”uygulamaya” konmasıdır. Bu süreci ülke sathında, yeni-yeni, işçi sınıfı önderlerine, öğrenci gençlik hareketinin önderlerine, karşı katliamlarında da görmekteyiz. Yine toprak talebinde bulunan köylülerin mücadelesine yönelik saldırılarında da, katliamlara başvurmaktan geri kalmamıştır.
Bu süreç 12 Eylül askeri faşist darbesinin alt yapısının oluşturulmasına yönelik bir “faaliyetin” kendisidir. Buna mukabil, Maraş, Çorum ve 16 Mart katliamları bunun önemli kanıtlarındandır.
1 Mayıs 1977 katliamı, 12 Eylül askeri faşist darbesinin hazırlıklarının bir parçası olarak düzenlenen katliamların ve senaryosunun uygulanmasından başkası değildir. 12 Eylül askeri darbesi ise, ABD’li uzmanların deyimiyle, “bizim çocuklar darbe” yapmışlar dedirtecek kadar, “içtenliklidir”. Bu katliam, ABD patentlidir. Uygulayıcısı, kontrgerilla, MHP, ülkü ocakları, faşist örgütlenmelerdir. Sorumluluk ise, Milliyetçi Cephe hükümeti, başbakan Süleyman Demirel ve Türkiye Cumhuriyeti devletinindir.
1 Mayıs 2010, işçi sınıfı yeniden Taksimde!
1 Mayıs, 1886’ Amerika Chikago’da tekstil işçilerinin yürüttükleri 8 saat’lik iş günü mücadelesinin sonucunda, Chikago’lu işçiler tarafından birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kabul edilir. 1889 yılında toplanan sosyalist enternasyonal, 1 Mayıs’ı Uluslararası işçi sınıfının birlik ve dayanışma günü ilan ederler.
Türkiye’de 1906 yılında 1 Mayıs kutlamaları, İstanbul’da ilk kez yapılır. Bu yılları takiben Türkiye’nin birçok sanayi kentinde 1 Mayıs kutlamaları değişik yıllarda yapılmaktadır. Türk hâkim sınıfları tarafından kesintiye uğratılmak için “çalışılsa da” tüm bu karşı devrimci uğraşlara rağmen, Türkiye işçi sınıfı 1 Mayıs’ı kutlamıştır. Türk hâkim sınıfları, faşistler, kontrgerillası, yani dönemin susurluğu ve Ergenekon’u, 1 Mayıs’ın işçi sınıfının mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanmasını engelleyememiştir.
Bu yılda emekçiler kararlılar, 1 Mayıs’ı Taksimde, 1 Mayıs meydanında kutlayacaklar! Hatıralarını tazeleyecekler. Yine hep bir ağızdan haykıracaklar. ‘Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır. ‘Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez, yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde. 1 Mayıs, 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı, devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkımın bayramı.’
Dünyanın birçok ülkesinde ve Avrupa’da emekçiler, 1 Mayıs’ın kutlandığı alanlara akın edecekler. Uluslararası planda emekçiler, hep bir ağızdan yaşasın 1 Mayıs diyerek haykıracak lar.
Aleviler bu coşkulu ve görkemli dayanışmanın içerisinde yer alacaklar. Omuz verecekler, emekçilere, Birlikte kutlayacaklar 1 Mayıs’ı! Çünkü alevi dünyası emek eksenli bir dünyanın parçasıdır.
Aslında Taksim meydanın ismi, Taksim 1 Mayıs meydanı olarak değiştirilmelidir. Bu meydana yakışan en uygun isimde bu olmalıdır. Bir ülkede yaşam için gerekli olan her maddenin üretiminde, alın teri ve kanıyla yoğurarak katkı sunan bir sınıfın, mücadele ve dayanışma gününün, bir meydana isim olarak verilmesinden daha doğal bir şey olamaz.
Mayıs aynı zamanda acıların yoğunlaştığı bir ay’dır.
Mayıs ayı acılarımızın tazelendiği ve bir O’ kadarda yoğunlaştığı bir ay’dır. Yukarda da değindiğim gibi, 1 Mayıs 19977 katliamında yitirdiğimiz işçi sınıfının yiğit militanlar hala, ”kalbimizde kanayan kırmızı bir gül” gibidirler.
6 Mayıs 1972 Türkiye halkının bağrına saplanan bir hançerdir. Darağacında üç fidan, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan Türkiye devrimci gençlik hareketinin önderleri, 12 Mart faşist sıkıyönetim mahkemelerinin, adalet ten yoksun kararlarıyla hayatlarının baharından koparılmışlardır. Öyle ki kana susamış katiller sürüsü, TBMM’de, “üç’e, üç” intikam naralarıyla, üç fidanın kanını içmek için adeta yarışmışlardır.
Bilindiği gibi, 27 Mayıs 1961 darbesiyle iktidarı gasp eden askeri cunta, rakiplerini diskalifiye edebilmek için, dönemin Başbakanı ve Bakanları olan Aydın Menderes, Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı idam etmiştir. Demokrat Partisinin devamı olduğunu söyleyen Süleyman Demirel önderliğindeki AP adalet partisi, TBMM’de çoğunluğu oluşturmaktaydı. İntikam ateşi ile “yanan” katiller sürüsü, üç fidanın darağacında sallandırılması için ellerinden gelen tüm çabayı harcamışlardır. 16 Eylül 1961’de idam edilen Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamına karşılık, üç fidanın sallandırılmasıyla “yüreklerini soğutacaklardı.”
Ama yanıldılar tüm faşist uygulamalara karşı Deniz Gezmiş,
“Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz.
Ve ben 24 yaşındayken ken
dimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum”
Katledilişlerinin 39. Yılında, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın davalarına duydukları inançları ve dik duruşları karşısında saygıyla eğiliyorum. Bu üç fidanın hayatlarının baharında yaşamdan koparan, Nazi tasmalı faşist zihniyeti şiddetle kınıyorum.
Yine Mayıs, yine bir acı, Diyarbakır zindanlarında ir çığlık yükseliyor. Yükselen çığlık, atmosferi parçalayarak gök kubbenin derinliklerinde tüm evrene yayılıyor. Günlerden 18 Mayıs 1973 Diyarbakır zindanlarına bir sessizlik hâkim, bu sessizliği parçalayan ilk cümleler zindandaki tüm hücreleri dolaşmaya başlar. Türkiye Devrimci Hareketinin kuramcılarından, 12 Mart faşizm’inin korkulu rüyası İbrahim Kaypakkaya işkencede katledilmiştir. Cellâtların tüm ısrarlarına rağmen dik duruşunu sonsuzluğa taşımıştır. İbrahim Kaypakkaya’nın ısrarlı direnişi karşısında yenilgilerin en ağırını yaşayan, Diyarbakır zindanlarındaki faşist ve ırkçı subaylar, çareyi Kaypakkaya’yı işkencede katletmekte bulunmuşlardır.
İbrahim Kaypakkaya ülke tarihinin en büyük ve acımasız işkence tezgâhından geçirilmiştir. Ama boyun eğmemiş, ser verip sır vermemiştir. Kaypakkaya adı ülkenin her karış toprağına, yerkürenin tüm mecrasına, işkence hanelerde destan yazan, bir devrimci olarak tarihe altın harflerle kazınmıştır. İbrahim Kaypakkaya’yı katledenler ise, geceleri ‘’kâbusla’’ uyanmakta, onursuzluğu, yaşamın tüm iğrençlikleriyle yalnızlığı paylaşmaktadırlar.
Devrimci önder Kaypakkaya’yı ölümünün 39. yılında saygıyla anıyor, uğruna yaşamını feda ettiği ideallerinin, sonsuza kadar yaşayacağına olan inancımı yinelemek isterim.
Mayıs ay’ı aslında baharın çiçeklerini doğaya salgıladığı, yeşilliklerin tüm doğayı kucakladığı bir ay’dır. Bu güzelliklerin, tüm insanlığın ortak malı olduğu ve paylaşılması gerektiği bir ay’dır. Bu güzelim bahar ay’ını bizlere zehir etmeye kimselerin hakkı yoktur. Bizler baharın bu güzel ay’ının barış, kardeşlik, refah ve demokrasi özlemiyle harmanlamasını istiyorum.
1 Mayıs 2010 bu sürecin bir başlangıcı olmalıdır.
1 Mayıs işçi sınıfının mücadele ve dayanışma günü, yerküredeki tüm işçilerin mücadelesiyle taçlansın ve kutlu olsun!
. ‘Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez, yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde. 1 Mayıs, 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı, devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkımın bayramı.’
Yeni bir yazımda buluşmak dileğiyle, her şey dilediğiniz gibi olsun.
Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu










0 yorum:
Yorum Gönder