9 Haziran 2010 Çarşamba

Komplocular iş, “başında“ /Ali Ekber Pektaş

Sevgili okuyucular,

Komplocular iş,“başında“ Türkiye’de komplo teorileri ve komplo yoluyla birbirlerine ayak “oyunları“ yine gündemde.

Son günlerin öne çıkan popüler komplosu CHP’nin genel başkanı Deniz Baykal’a yapılan , “komplodur.“ Deniz Baykal, CHP Milletvekillerinden Nesrin Baytok’la, “uygunsuz“ görüntülerin bulunduğu bir kaset veya video görüntüleri internet kanalıyla kamuoyunun izlemesine ve deşifresine sunuldu.

Görüntülerin internet aracılığıyla şantaj aracı olarak kullanılması, gerçektende bir komplodur. Şantaj her yönüyle ahlaki değerlerin, bir insanın özel yaşamının ayaklar altına alındığı çirkin bir saldırıdır. Bu tür saldırılar, kime yapılırsa yapılsın çirkin ve alçakça bir saldırı kapsamında değerlendirmelidir. Bu tür şantajları kimler yaparsa yapsın, alçakça bir komplonun içinde olduğu bilinmelidir.

Bu tür şantaj ve komplolara karşı, demokrasi güçlerinin tavrı şiddetle kınamak ve mağdurun yanında yer almaktır. Ama burada kimin mağdur olduğu iyice analiz edilmeli ve başkalarının ayak oyunlarına gelinmemelidir.

Gelelim CHP lideri Deniz Baykal’a yapıldığı iddia edilen “komplo ve şantaja.1 Burada mağdur olan birisi olduğuna inanıyorum. Mağdur olan ise, Nesrin Baytok, olduğudur. Peki, neden mağdurdur. Herseyden önce Nesrin Baytok bir bayandır. Bayan olması dolayısı ile toplumsal “değerlerimizde“ farklı bir bakış açısı ile yaklaşılmaktadır.

Bunun somut olarak kamuoyuna yansıması ve basında yer alması ve kamuoyunda tartışma biçimi bunun açık kanıtıdır. Burjuva basın ve “kelli felli“ adamlar sanki sadece mağdur “olan“ Baykal’mış gibi mangalda kül bırakmamaya çalışıyorlar. Baykal’ı içine düştüğü bu, “aşk ilişkisinden” çekip almak için gereken özen gösterilmektedir.

Nesrin Baytok, bu konuda yapılan yanlışın tarafı’da olsa, şu en çok mağdur olan taraftır. Ama Nesrin Baytok un sesiz kalması sanki “suçlu bulundu“ ve olay çözüldü, ”görüntüsü” vermektedir.

Bugün, bu olay, bir deyimle komplo vesilesi ile bir gerçek net, olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’de kadının, “adı yok“ çağ dışı anlayışının ne kadar güçlü ve hâkim zihniyet olduğunun bir tezahürüdür. Bu olayda gerek Deniz Baykal ve gerekse Nesrin Baykot’un isimlerinin geçmesi ve olayın içinde yer almaları vakanın bir başka boyutudur.

Türk hâkim zihniyeti, Baykal’ın “onurunu“ kurtarma “çabası” içine girmişlerdir. Olayın bir mağduru olan Nesrin Baytok ise sanki “vaka mankeni“ gibi kenarda bırakılmaktadır.

Lafa geldiğinde, mangalda kül bırakmayan, Türk ahlakının ve geleneklerinin “bekçiliğini“ yaptığını zannedenlerin, söyleyecek sözlerde kalmamış artık. Erkek egemen anlayışın asli görevi, Deniz Baykal’ın “onurunu“ kurtarmaktan ibarettir.

Burjuva basın, Baykal‘ın yaptığı çapkınlık’a değil, “onurunun“ kurtarılması ve aklanmasına yönelik açıklamalara yer vermektedir.

Komplo teorileri,

Türkiye’de komplo veya şantaj ilk defa yapılmamaktadır. Türkiye’deki iktidarı gasp edenlerin bu tür şantaj ve komplolara dönem –dönem başvurdukları kamuoyunca bilinmektedir. Bu komployu da yadırgamama gerekmemektedir.

Deniz Baykal’a yapılan bu “komplo“ veya görüntüler, kamuoyunda fazla dikkat çekmemesi için, CHP yöneticileri bir başka “komployla“ karşılık vererek, vakayı aşmaya çalıştılar.

CHP yöneticileri, Deniz Baykal’a suikast girişiminde bulunulduğu iddiası ile basın karşısına çıktılar. Hatta bu konuda hedefte gösterdiler. Utangaç bir şekilde gösterilen hedef ise, şişli belediye başkanı Mustafa Sarıgül ve çevresidir. Bu konuda bir şeyler söylemek tabiî ki bu aşamada doğru olmayacaktır. Ama ileri sürülen bu savların, Önder Sav tarafından medyaya açıklanınca insanın bu konuda hayallerini biraz zorlayarak düşünmesi gerekmektedir.

Baykal’ın istifası,

10. Mayıs 2010 Tr.saat’i 13,30 Deniz Baykal basın açıklaması yapıyor. Vakaya ilişkin hiç bir açıklamada bulunmuyor. Ne yalanlıyor. Nede kabulleniyor.

Fetullah Gülen hazretlerine hürmetlerini sunarak saygınlığını ifade ediyor. “ İktidarın samimiyetine inanmıyorum, ama ABD’den Prenssilvanya’dan aldığım mesajlara’da inanıyorum.“ ABD’den Prenssilvanya’dan ne “mesajlar“ aldığını bilemem. Ama bu mesajı okumak istediğimizde çıkan sonuç. ABD ve Fettullah Gülen’e ve cemaatine, saygı ve hürmette kusur etmediğinin göstergesi olduğu alenidir.

Baykal, bu açıklaması ile AKP‘ye karşı bir gol atma girişiminde bulunduğunu zannetmektedir. Ama en büyük gol’ü aslan sosyal demokratlara attığını da kabullenmeliyiz.

Ayrıca, bu basın açıklamasının en önemli olan bölümü ise, “bu kaçmak anlamına gelmez Tam tersine bu bir meydan okumadır. Bu anlayışla bugün genel başkanlıktan istife ediyorum“

Aslında Baykal burada bir yerlere göndermede bulunuyor. Bu istifa girişimi ile hem yapmış olduğu, “kaçamağı“ kaçamak, çok “ahlaki“ bir çerçeve içinde “yaşanmıştır.“ aklamaya veya saklamaya çalışırken, diğer yandan CHP içindeki muhaliflere aba altından sopa’da göstermiş oluyor.

Bir noktayı kaçırmamak gerekir. Baykal, istifa ettiği imasıyla, aslında CHP içindeki muhaliflerine karşı, bir komplo girişiminde bulunmuştur. Zaten Baykal’ın ifadelerinin arasında bu komplonun emarelerini bulmak yeterince mümkündür.

CHP’nin derin kadrolarının açıklamaları, bu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizilmesini beslemektedir. Aradan 24 saat dahi geçmeden Baykal’ın yeniden CHP’nin başına geçeceği açıklamaları ayyuka çıkmıştır. İstanbul Milletvekili Mehmet Sevingen’nin açıklamaları Baykal’ın yeniden Genel Başkanlık için yarışacağının açık kanıtıdır.

Baykal böylece kendi geleceğini iyice garantiye almak uğraşlarının bir parçası olarak, mağduriyeti oynayacaktır. Ülkede mağduriyeti oynayanların, pirim yaptığı bilinmektedir. Ama, ”sexy kaçamağı” görüntüleri pirim yapar mı bilemem. Baykal’ın bu komplodan yola çıkarak mağduriyeti oynayacağı, ne kadar ustalığı makul görülse de, komploculukta ustalığı da o kadar makul görülmelidir.

Baykal samimi ise, istifasından geri dönmez. Ama nerde samimilik, Baykal yıllardır gasp ettiği genel başkanlık koltuğunu bırakmaz. En azından efendileri bıraktırmaz.

Bu talep, yani Baykal’ın CHP’nin başında kalma talebi, aslında Türkiye Cumhuriyetine hâkim olan, “efendilerin“ ortak talebidir. Ergenekoncuların bir avukat‘a ihtiyacı olduğunu unutmayalım. Deniz Baykal’ın, “gerekirse Ergenekoncuların avukatı olurum“ açıklaması hiçte yabana atılmamalıdır.

Önümüzdeki süreçte yeni-yeni komplo ve şantajlar gündeme geldiğinde hiç şaşırılmamalıdır.

Komploların “mağduru” ve komplocuların aynı kişiler oldukçaları, kamuoyunca bilinmelidir. Aslında bunlar AKP, CHP, MHP’nin, ta kendisidir. Bunların karşısındakilerin veya birbirlerinin ayaklarını kaydırmak için komplolara başvurmaları önemli değildir. Hepsinin ortak özelliği, Türkiye halkına, demokrasi güçlerine, Alevilere, Kürtlere ve ülkede yaşayan azınlıklara karşı komplocu ve şantajcı olmalarıdır. Şantaj ve komploda, Baykal, Erdoğan, Bahçeli’nin, birbirlerinden aşağı kalacak yanları yoktur. Hepside aynı yolun yolcularıdır. Bunlar çürüyen sistemin dişlileri arasında mekanize olan piyonlardır.

Türkiye halkı şantajlardan, komplolardan gerçekten kurtulmak istiyorsa, ülkeyi yöneten ve kendilerini ülkenin ”efendileri” olduklarını iddia ederek, ülke yönetimini gasp edenlerden kurtulmakla olacaktır.

Öyleyse, komplo teorileri üzerine kurulu bu oligarşi k, düzenden kurtulmanın yolları aranmalıdır.

Demokrasi güçleri kendilerine güvenmelidirler. Bu komplocu düzenle hesaplaşmalıdırlar.

Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu 12.05.2010

0 yorum:

Yorum Gönder